PRENSİPLER KAZANDIRIR
Bir gün ofiste ayaküstü tanıştığım bir misafir, aradan bir süre geçtikten sonra kapımı çaldı.
“Hocam, müsaitseniz bir çayınızı içmek istiyorum.” dedi.
Buyur ettim. Çayımızı içerek samimi ve hoş bir sohbet gerçekleştirdik.
Bir süre sonra beni arayarak kiraya vermek istedikleri bir dükkânları olduğunu ve benimle çalışmak istediklerini söyledi.
İlk sorum şu oldu:
“Şu anda başka bir emlak danışmanıyla çalışıyor musunuz?”
Bir emlak danışmanıyla görüştüklerini, afiş astığını ancak ilgilenmediğini, kendilerine geri dönüş yapmadığını ve ilana çıkmadığını anlattılar.
Ben ise şu cevabı verdim:
“Yine de bu işe girmem doğru olmaz. Önce mevcut danışman ile ilişkinizi sürdürün ya da tamamen sonlandırın. Ondan sonra isterseniz oturur konuşuruz. Aksi takdirde hem etik olmaz hem de meslek ahlakına yakışmaz.”
Konu orada kapandı.
Bir süre sonra tekrar aradılar.
“Hocam, karşı tarafla görüştük. Afişlerini sökecekler. Herhangi bir sözleşmemiz de yok. Artık sizin şartlarınızla çalışmak istiyoruz.”
Gittik, incelememizi yaptık, afişimizi astık ve Allah’ın izniyle kısa sürede dükkânın kiralanmasını sağladık.
Aradan bir süre geçti.
Bu kez aynı kişi, çevresine benimle ilgili tavsiyelerde bulunmasının ardından, bir aile dostunun evinin satışı için benimle iletişime geçti.
Evi inceledim, detaylı piyasa analizi yaptım ve gerçekçi bir değerleme ile ofisimizde sunum gerçekleştirdim. Şunu özellikle ifade ettim:
“Bir gayrimenkulün gerçek değeri, alıcı ile satıcının el sıkıştığı fiyattır.”
Benimle çalışmak istediklerini söylediler.
Ben de her zaman olduğu gibi şartlarımı anlattım:
- Tek yetkili satış sözleşmesi,
- e-Devlet üzerinden ilan yetkilendirmesi,
- Başka bir emlak danışmanına yetki verilmemesi,
- Satış gerçekleştiğinde, satış bedeli üzerinden %2 hizmet bedeli, KDV ve fatura.
Birkaç gün sonra dönüş yaptılar.
“Hocam, sözleşme imzalamayalım. Siz müşteriyi getirin, pazarlığı ben yapayım. %2 yerine %1 verelim.”
Kendilerine teşekkür ettim.
“Ben prensiplerimin dışında çalışamam. Bugün kendi kurallarımdan vazgeçersem kendime olan saygımı kaybederim. Kendine saygısını kaybeden biri, mesleğine de hakkıyla hizmet edemez.” dedim.
Tekliflerini kabul etmedim.
Sonrasında evi tam altı farklı kişi pazarlamaya başladı. Ev sahibi de ilan verdi. Aynı ev, altı farklı ilanda, altı farklı fiyatla yayınlandı. Bu durum, müşteriler üzerinde güvensizlik oluşturdu ve portföy açısından piyasada olumsuz bir intiba bıraktı.
Altı ay geçti…
Ne ev satıldı ne de süreç doğru yönetilebildi.
Bu süre boyunca ise birbirimize sadece hâl hatır sorduk.
“İhtiyacınız olduğunda buradayız.” demeye devam ettik.
Bir gün telefonum çaldı.
“Hocam, sizinle çalışmak istiyoruz.”
“Şartlarım değişmedi.” dedim.
“Tamamdır, kabul ediyorum.” dedi.
Güncel fiyatı belirledik, tek yetki sözleşmesini imzaladık, e-Devlet üzerinden ilan yetkisini aldık. Daha önce verilen ilanlar kaldırıldı, tüm süreç şeffaf bir şekilde yürütüldü ve profesyonel bir pazarlama çalışması başlattık.
Bu hikâyenin bana bir kez daha öğrettiği gerçek şu oldu:
İlkelerinden taviz veren kişi, kısa vadede iş yapabilir ve para kazanabilir; ancak uzun vadede güven kaybeder. İlkelerine sadık kalan ise belki biraz bekler, fakat sonunda hem güveni hem de işi kazanır.
Çünkü gayrimenkulde, esas itibarıyla satılan ve satın alınan; ev, arsa ve benzeri somut değerler olsa da bu ticareti mümkün ve sürdürülebilir kılan, güven, etik, ahlâk ve profesyonellik gibi soyut değerlerdir.